Boşanma davalarının en zorlu süreci velayettir. Halk arasında 'Annesi aldattı çocuğu alamaz' veya 'Babası zengin çocuğu alır' gibi yanlış bilinen çok fazla bilgi var. Peki Yargıtay ne diyor? 0-3 yaş çocuğun anneye bağımlılığından, 12 yaş üstü çocuğun kendi tercihine kadar velayeti belirleyen tüm kriterleri ve 'Ortak Velayet' kavramını detaylarıyla yazdık.

Boşanma davaları, iki yetişkinin savaşıdır ama en büyük yarayı genelde arada kalan çocuklar alır. Ofisime gelen müvekkillerin en büyük korkusu ortaktır: Bir anne: "Eşimin maddi durumu çok iyi, evi arabası var. Benim gelirim yok diye çocuğu elimden alırlar mı?" Bir baba: "Eşim beni aldattı, sadakatsiz birine çocuğumu vermek istemiyorum, velayeti alabilir miyim?"
Hukukta "Çocuğun Üstün Yararı" (The Best Interest of the Child) diye bir ilke vardır ki, bu ilke anne ve babanın isteklerinden, hırslarından ve duygularından çok daha üstündür. Hakim, velayet kararını verirken "Kimin parası çok?" veya "Kim kimi aldattı?" diye bakmaz. Tek bir soru sorar: "Bu çocuk, bedenen ve ruhen en sağlıklı kimin yanında büyür?"
Gelin, velayet savaşlarında doğru bilinen yanlışları ve Yargıtay'ın yaş gruplarına göre değişen katı kurallarını en ince detayına kadar inceleyelim.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre 0-3 yaş arasındaki (hatta çoğu zaman 0-6 yaşa kadar) bir çocuğun velayeti, tartışmasız öncelikle ANNEYE verilir.
Çocuk büyüdükçe, "anneye mutlak bağımlılık" azalır ve yerini "sosyal gelişim" alır. Bu yaşlarda hakim, sadece anne şefkatine değil, çocuğun eğitimine, sosyal çevresine ve kimin yanında daha düzenli bir hayatı olacağına bakar.
İşte işlerin en çok değiştiği nokta burasıdır. Yargıtay ve uluslararası sözleşmeler gereği, idrak çağına (kendini ifade edebilme yaşına) gelmiş bir çocuğun velayeti kararlaştırılırken ÇOCUĞUN FİKRİ ALINMAK ZORUNDADIR.
Müvekkillerin en çok şaşırdığı konu budur. "Avukat bey, karım/kocam beni aldattı. Namus davası bu, çocuğu ona vermem!"
Hukuk duygusal bakmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu diyor ki: "Eşlerden birinin eşine karşı sadakatsiz davranması (aldatması), onun 'KÖTÜ BİR EBEVEYN' olduğu anlamına gelmez."
Yani; bir kadın kocasını aldatmış olabilir (Bu boşanmada ağır kusurdur, tazminat öder). AMA; çocuğuna iyi bir anneyse, ilgileniyorsa, yemeğini yedirip okuluna götürüyorsa; aldattığı için velayet elinden alınmaz. Velayet davası bir "ahlak yargılaması" değil, çocuğun kimin yanında mutlu olacağı davasıdır. (İstisna: Eğer aldatma olayı çocuğun gözü önünde yaşanıyor ve çocuk bu durumdan psikolojik zarar görüyorsa, o zaman velayet değişebilir.)
Annelerin en büyük korkusu: "Benim maaşım yok, babası zengin, çocuğu alırlar mı?" HAYIR, ALAMAZLAR. Velayet, bir açık artırma değildir. Parası olana çocuk satılmaz.
Son yıllarda Türk hukukunda, Avrupa'daki gibi "Ortak Velayet" uygulamaları artmaya başladı. Eğer anne ve baba boşanmalarına rağmen medeni bir şekilde konuşabiliyorsa, çocuğun okulu ve geleceği hakkında kavga etmeden karar alabiliyorlarsa; hakim velayeti tek bir tarafa vermez. Her iki taraf da velayet sahibi olur. Kararlar ortak alınır, çocuk belirli dönemlerde annede, belirli dönemlerde babada kalır. Ancak bunun için taraflar arasında ciddi bir uzlaşma kültürü ve "protokol" şarttır.
Velayet kararı "kesin hüküm" değildir. Şartlar değişirse velayet de değişebilir. Velayeti alan taraf;
Diğer taraf "Velayetin Değiştirilmesi Davası" açarak çocuğu geri alabilir.
Boşanma sürecinde eşinize ne kadar kızgın olursanız olun, çocuğu bir intikam aracı olarak kullanmayın. "Baban seni sevmiyor", "Annen bizi terk etti" gibi cümleler, çocuğun ruhunda onarılmaz yaralar açar. Velayet davasını kazanmak, karşı tarafı yenmek demek değildir; çocuğunuz için en güvenli limanı seçmek demektir.
Süreci bir pedagog desteğiyle ve uzman bir avukatla yönetmek, hem sizin hem de çocuğunuzun bu zorlu süreci en az hasarla atlatmasını sağlar.
Av. Sami IŞILAK Hukuk & Danışmanlık (Bu metin bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Detaylı bilgi için iletişime geçebilirsiniz.)